Skip to main content

İstediğiniz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkın. Her koşulda kendi bacaklarınızla yürüyeceksiniz. Montaigne

Ögeler etikete göre görüntüleniyor: Heykel Sergisi

Heykel Sanatı Atölyeleri Çizim Kursları

Thumbnail image

Eğer bu sanatsal-estetik ideal, toplumun gereksinmesiyle uygunluk içindeyse, toplumsal gelişmenin gereksinimlerine karşılık veriyorsa, sanatta yenilik olarak kendini gerçekleştirir. Ne var ki, toplumsal gelişme içinde, eski sanat sal estetik idealler ve kültürel değerler ile yeni estetik amaçlar, değerler ve idealler arasında bir çatışma vardır ve bu çatışma toplumlarda sanatsal gelişmenin itici gücünü oluşturur.

 

Bu nedenle, gelişme içinde yer alan her gerçek yenilik, eski'nin yaratıcı bir şekilde dönüşüme uğramasını; eski ise, kurulu değerlerin değişmeden sürmesini ister.

 

Böylelikle, bir yanda gelenekçi, gerici ve tutucu, öbür yanda yenilikçi, ilerici ve özgürlükçü görüş ve güçler arasında bir çatışma yer alır. Sanatta yenilikçi, ilerici düşünce ve değerlerin eski karşısında etkisini genişleterek egemenlik kazanması sonucu sanatsal gelişmede bir ilerleme görülür ki, bu ilerleme, yukarda da açıklandığı gibi, üretim tarzına bağlı olarak toplumun gelişmesiyle, değil uygunluk, hatta tam bir çelişki içinde olabilir. (Örneğin, gerek 18. yüzyıl Almancası; gerekse «toplumsal bilinçlenmenin, toplumsal gelişmeyi aştığı» 1960-1970'ler Türkiyeci, sanatsal gelişme ile toplumsal gelişmenin böylesine çelişki içinde olduğu dönemlerdir).

 

Bu nedenle, geri ya da çarpık üretim tarzına dayalı toplumlarda ileri, gerçekten yeni sanatsal-estetik ideallere amaçlara ve onun anlatımı olan sanatsal yaratımlara rastlanabilmesi, sanatsal gelişme ile toplumsal gelişme arasındaki göreceli bağıntının doğal bir sonucudur.

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail imageThumbnail imageThumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Ustalardan Örnekleri

Sanat Eğitim Şenliği

Thumbnail image

Demek, edebiyat ve sanat olgularının değerlendirilmesinde, soyut biçimcilikten olduğu kadar, yarı-bilimsel pozitivizm'den de kaçınmak, soyut biçimde yapısallaştırılmış metin'den değil, toplumsal-tarihsel bağlam'dan yola çıkılarak bilimsel araştırmalar yapmak gerekmektedir; ancak bu yolla, yazınsal, sanatsal, en sonunda, estetiksel olan ile toplumsal-tarihsel, genel işlevsel olan arasında karşılıklı bir ilişki kurulabilecektir.

 

Bu durumda, şu sorular ortaya çıkmaktadır: Özel bilim alanlarındaki deneyimlerden ve sonuçlamalardan, söz gelişi, edebiyat yapıtlarının incelenişinde doğru yönde nasıl yararlanılacaktır? Edebiyat ve sanat bilimi yöntemi bu özel bilimlerden soyutçuluğa ve ampirikçiliğe düşmeden neleri almalıdır kendine? Felsefi temellere dayanan genel yöntembilim ile tikel bilimlerin özel yöntemleri arasında nasıl bir bağ kurulacaktır?

 

Maddeci tarihsel yöntem, üretken, yapıca işlevsel bir yöntemle nasıl geliştirilebilir? Yazınsal yansılama ve imgelendirmede estetiksel olanın özgüllüğü yöntemce nasıl belirlenecektir? Dünyayı özümlemenin bir biçimi olan, anasonu olarak kendine toplumsal insanı alan edebiyatta temel yaratımsal kategori olarak sanatsal imgenin işlevi nedir?

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Eğitim Günleri

Thumbnail image

Nitekim tam tersini, yani bugün perspektif anlayışı içinde İslâmi bir konunun işlendiği bir resmi, örneğin, bir cami resmini düşünelim; perspektif ve benzetme anlayışı içinde yapıldığı için dinsel (İslâmi) bir resim sayılmayacak mıdır bu? Ya da, günümüzde birçok örneklerine rastladığımız biçimde, iki boyutta kalan ve ne benzetmeci, ne de dinsel olan resimleri İslâm estetiği ilkelerine göre gerçekleştirilmiş resimden mi sayacağız?

 

Yoksa geleneksel sanattan yararlanma mı olarak göreceğiz? Nitekim geleneksel tiyatromuzun göstermeci yöntemi (ki söz gelişi, Çin tiyatrosunun da bir özelliğidir bu, günümüzün birçok Türk oyun yazarına kaynaklık etmiştir; hele bu yöntem yoluyla «epik tiyatro»yu yaratan Brecht'i düşünürsek, İslâm sanat ilkeleri ile belli bir sanatsal yöntemin ne denli ayrı şeyler olduğu ortaya çıkacaktır.

 

Nitekim Brecht de, mimesis'e dayanan Aristotelesçi tiyatroya karşı bu göstermeci, trajik olanı içinde barındırmayan tiyatro biçimini geliştirmiştir. Kaldı ki, tam tersine, Aristotelesci sanat anlayışına, yani benzetmeciliğe ve yansıma’ya dayanıp da, içeriğinde dinsel ideolojiyi işleyen sanat Batı'da belki de en çok ağır basan sanat olmuştur.

 

Ama böylesine bir sanatın en büyük yaratıcılarından biri olan Tolstoy'da bile, ne yazık ki, bu sanatsal yöntemin kendisinden ötürü, sonunda yapıtları birer dinsel yapıt değil, tam tersine, gerçekçi, dünyevi ve halkçı sanat yapıtları olarak kalmıştır. Bütün bunlar bize sonunda dinsel ideoloji ile sanatsal yöntemin bir ve aynı şey olarak görülemeyeceğini kanıtlar. Dinsel dünya görüşünün hep aynı sanatsal yönteme yol açacağını düşünmek tüm sanat tarihine aykırı düşer.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Eğitim Şenlikleri

Thumbnail image

Demek, sanatın ve sanatın gelişmesinin sorunlarını ancak toplumsal yapıyla ve tarihsel olarak açıklayabiliriz; sanatta gelenekselliğin sürekliliği ya da kesikliliği, bu arada geleneksel sanatların iç çelişkisi, ideolojik yönü ile yöntemsel yönünün değerlendirilmesi ancak bu yolla olanaklıdır.

 

Daha önce de vurguladığımız gibi, salt üst yapısal, ya da salt biricik bilinç biçimi olarak din'den, üstelik din ile toplumsal yapı ve gelişme arasındaki karşılıklı ilişki anlaşılmadan ne geleneksel sanat, ne de onun karşısına konan «Batılılaşma» sanatı doğru olarak anlaşılabilir.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Sanat Eğitim Şenlikleri

Thumbnail image

«Arı sanata» ulaşabilmek için her türlü «izm»in yasaklandığı resim sanatında ise başlıca özellik, sınaî-öncesi teknik anlatımla verilen, başlıcalıkla da «savaş»ı kendine ana tema edinen Nazi anti-realizmi idi. Düşünsel «feodal» bir üslup yanısıra, pedantik bir natüralizm; akıldışıcı, tarih-üstü ve tarih-dışı temalar içine konmuş, Nazi sisteminin «maskeleri» olarak insan çizimleri, Nazi resminin temel özelliklerindendi.

 

Tartışılmaz bir yaşam ilkesi olarak savaş, Nazi resminin özünü oluşturmaktaydı; savaşçılar, gerçek kahramanlar olarak çizilirken, köylü ve İşçiler onun buyruğunda, alt sıradan insanlar olarak veriliyor; köylü, tanrısal bir görevi yerine getirmekle, yani, «ekmek üretmekle doğuştan yükümlü biri olarak, değişmez varoluşsal konumu içinde verilirken, işçi de kendi gerçek konumunun tümüyle çelişme içinde, yani, uyumlu ve huzurlu bir biçimde çalışırken veriliyordu.

 

Kendi maddi gerçekliğini hiçbir anıyla anımsatmaması için tam anlamıyla yüceltiyor, estetik eştiriliyordu; tümüyle töresel, şeyleştirilmiş ilişkiler içinde, «çelişkisizliğin estetiğini oluşturuyordu Nazi resmi.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Lise Gençliği

Thumbnail image

Örneğin, bizde çokça tartışılmış olan «köy romanı» — «kent romanı» terimleri. Acaba bu terimler bize gerçekten bir roman türünü anlatıyor mu? Bizce, hayır. Hele, genelde önerildiği üzere, romanla kentlilik, sanayileşme, vb. birlikte düşünüldüğünde «köy romanı» neyi ifade etmektedir? «Geri kalmış romanı» mı? «Kapitalizm-öncesi romanı» mı? Ki o dönemlerin benzer yapıtları «roman» adını almamıştır henüz.

 

O halde bir başka oluşumsal tanımlamaya mı gitmeli? Söz gelişi, Yaşar Kemal'in «epope» ya da «destan» terimlerini kullanışını ya da Kemal Tahir'in tam olarak ter imlendirememekle birlikte batı romanı yapısından farklı bir yaratım olarak anlatmaya çalıştığı nitelendirmelerini anımsayalım. Öte yandan, «Üçüncü Yeni romanı» ne demektir? «Modernizm'in 3. aşaması» mı?

 

O zaman, söz gelişi, Batı'dan etkilenme seyrine bakarak, «birinci yeni romanısna «gerçek-üstücü roman», «ikinci yeni romanı»na «anlamsız roman» ya da «varoluşçu roman», «üçüncü yeni romanı»na da «yapısalcı roman» ya da «metinsel roman» mı diyelim? Tabii varsa böyle bir şey! Kısacası, edebiyat ve sanat bilimi'nin aslında önünde duran sorunlar böylesine terim yanlışlıklarına yol açılmamasını sağlamaktır.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Unutulmayan Güzel Sergilerde Fotoğraflar

Thumbnail image

Günümüzde egemen kültür düşüncesindeki bunalımın kaynağı yine kendisidir. Bir başka deyişle, ülkemizde bugün egemen iki kültür anlayışının, yani, Türk-İlam’cı kültür anlayışı ile Batı'cı kültür anlayışının ikisi de idealist düşünce kaynaklı olup, ikisi de maddi kültür ile manevi kültürü birbirinden ayıran «kültür idealizmine dayanır.

 

Bizde bu iki yarı-karşıt düşüncenin de ortak çıkış noktası Ziya Gökalp'in uygarlık ile kültürü birbirinden ayıran idealist-pozitivist düşüncesidir. Buna göre, uygarlık teknolojik (maddi kültürel) alanı, kültür ise manevi kültürel alanı içerir. Böylece, daha başından, bizdeki egemen düşünce(kaynaklandığı Batı idealist felsefesi uyarınca), maddi kültürü, yani kısaca toplumsal-ekonomik üretim biçimini, insanın toplumsal-pratik etkinliğini manevi kültürden, yani, maddi kültüre sonunda bağımlı düşünsel kültürden ayırarak soyutlar.

 

Böylelikle de sorun, manevi kültürün, bu durumda nereye dayandırılması gerektiği biçimini alır; yani, ulusal kültür (manevi kültür), Doğu-İslam kültürü mü olacak, yoksa Batı-hümanist (pozitivist) kültür mü? Bizde süreğen kültür düşüncesi bunalımı bu sorunun yanıtında kilitlenmektedir işte.

 

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Sergileri ve Programları

Thumbnail image

Hiç kuşkusuz, burada amacımız, ne gelenekçi görüşlerin gerek kendi içindeki gerekse genel-ortak çelişkin özelliklerini, ne de yenilikçi görüşlerin kendi içindeki ve genel-ortak çelişkin özelliklerini ayrıntılarıyla inceleyip, bunların felsefi kaynaklarını çözümlemek.

 

Yapmak istediğimiz şey, idealist düşünceden yola çıkılarak manevi kültür bunalımının çözüme uğratılamayacağını göstermek olduğu kadar; karşıtlıkmış gibi görünen bu iki düşünce biçiminin aslında bugünkü burjuva düşüncesinin iki ayrı yüzü olduğunu ve ikisi arasında bugün görülmemiş biçimde bir sürtüşmenin varolcuğunu göstermektir.

 

 

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Sanat Sergi Programları

Thumbnail image

Dışa bağımlı az gelişmiş kapitalist toplum tarzı içinde ister istemez kendi düşüncesini ve kültürünü yaratamamış, onun yerine «ideolojiler» ikame etmiş olan seçkinci burjuva düşüncesi, dolayısıyla, ne manevi kültür düşüncesi bunalımının altın¬dan kalkabilmekte, ne de onun uzantısında bir çatışma konusu olan «kültür emperyalizmi» olgusunun dışına çıkabilmektedir.

 

Çünkü kültür emperyalizminin temel amacı, karşısındaki toplumun yalnızca manevi kültürünü kendine bağımlı kılmak değil, ama asıl, maddi kültürünü bağımlı kılmak için kendine uygun, kendi sözünü geçirebileceği kültürel kurumlaşmalar yaratmak ve sürgit yaşamasını sağlamaktır.

 

Dolayısıyla, Batı kültür emperyalizmi için önemli olan, Türkiye'nin Batılılaşması ya da Avrupalaşması değildir; toplumsal-ekonomik temel maddi kültürün kendine bağımlı kılınmasıdır. Demek ki ne düşüncede ve teknolojide Batılılaşarak, ne de yalnızca teknolojide Batılılaşarak kültür emperyalizmine karşı koyulabilir.

 

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Taş Mekanlarda Taş Sergisi

Thumbnail image

Zaten o teknolojik kültürü oluşturacak bilimsel teknik düşünceyi, yani düşünceyi yaratamamış olduğumuz için «ideolojiler» ortaya çıkmakta ve aslında kültür emperyalizmiyle uzlaşan birer dogma olarak kullanılmaktadır.

 

Bu nedenle, ister «milli kültür» ideolojisi adına Batı'nın toptan ya da kısmen reddi yolunda, ister «çağdaşlaşma» ideolojisi adına Batı'nın toptan ya da kısmen kabulü yolunda olsun, kültür ile üretim arasındaki dolayımsız ilişki anlaşılmadıkça, yani, kültür donmuş değerler kalıbı ya da ithal değerler kalıbı olarak ele alındıkça; tarihsellik toplumsallıktan yani toplumsal üretim tarzı ve ilişkilerinden bîr soyutluk halinde «ideolojik boşluk»ta tutuldukça, sonuç «kültür emperyalizmi»nin şu ya da bu biçimde millileştirilmesinden başka bir şey olmayacaktır.

 

Dışa bağımlı az gelişmiş kapitalizm uluslararası kapitalizme ne denli bağımlıysa, az gelişmiş dışa bağımlı burjuva düşüncesi de kültür emperyalizmine o denli bağımlıdır. Burada asıl belirtmek istediğimiz şey, sözünü ettiğimiz «ideolojilersin çatışması doğrultusunda, «kültür emperyalizmi» kalıbının ne olacağı çatışmasının şiddetlenmiş olmasıdır.

 

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden
Sayfa 1 / 5