Skip to main content

İstediğiniz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkın. Her koşulda kendi bacaklarınızla yürüyeceksiniz. Montaigne

Ögeler etikete göre görüntüleniyor: Heykeller

Heykel Sergileri ve Sanat Günleri

Thumbnail image

 

Ressam, desen yoluyla tabiatı inceler, desen yoluyla onu yorumlar. Bu incelemede, yorumlamada kullanılan tek araç, çizgidir. Eşyanın sınırlarını gösteren, oturtan ve tespit eden bu çıplak çizgi; tek başına, başka biçim güzelliğini, kıvraklığını, hareketini, çeşitli anlamları içinde canlandırmaya yeter.

 

 

Sanat tarihine baktığımız zaman, eski Mısırlıların, Yunanlıların, Çinlilerin, Gotiklerin ve Doğu sanatçılarının bu tek çizgiyle ne kadar şaşılacak çeşitte düzenlemeler bulduklarını, ne kadar sanat harikaları meydana getirdiklerini görürüz”

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Ustalardan Örnekleri

Kültür Sanat Sergileri Eğlenceleri

Thumbnail image

Bütün bu yukarda sözünü ettiğimiz özellikler, geleneksel sanatlarımızda estetiksel ilkeler olarak görülmekle birlikte bunun bir İslâm dünya görüşü belirleyiciliğinde var olduğunu söylemek oldukça zordur.

 

Öncelikle de, yukarda da değindiğimiz gibi, söz gelişi, minyatür gibi bir sanatın İslâm'dan önce de varoluşu bize dünyanın İslâmi algılanışı ile sanatsal algılanışının birbiriyle özdeş olmadığını gösterir en azından.

 

Bu özellikler, hiç kuşkusuz, İslâm sanatı özellikleri ile çakışabilir, iç içe geçebilir, ama bütünlükle onun bir sonucu değildir. Nitekim perspektifsiz, iki boyutlu, göstermeci, tasvirsel sanata yalnız bizim geleneksel sanatımızda, ya da «İslâm estetiğinde rastlanmaz.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Özel Sergi Salonları

Thumbnail image

Gerçekten de, yalnız felsefi bilgi alanlarının değil, ama öbür bilimsel bilgi alanlarının da ortaya çıkışı, genelinde estetiği, sanatla bağıntılı olarak bu bilimsel alanlara doğru çekmiştir.

Böylece, estetik, model kuramı yoluyla sanatın modellendirme özelliğine, göstergebilim yoluyla sanatın gösterge özelliğine, iletişim kuramı yoluyla sanatın iletişimsel özelliğine, bildirişim kuramı yoluyla sanatın bildirim özelliğine, sistem kuramı yoluyla sanatın sistemsel özelliğine, öte yandan, ruhbilim ya da sanat psikolojisi yoluyla sanatçılığın özelliklerine, alılmama kuramı yoluyla sanatın alımlaşması özelliklerine, toplumbilim ya da sanat sosyolojisi yoluyla sanatın gelişme özelliklerine, dilbilim yoluyla sanatın sözel özelliklerine, madde bilgisi yoluyla sanatın maddesel özelliklerine, sibernetik yoluyla sanatın kod özelliklerine, sanat bilimi yoluyla da tüm tikel sanatların özelliklerine inebilmektedir.

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Süper Resim Sergileri

Thumbnail image

Yalnız burada önemle üstünde durulması gereken yönler vardır. Bunlardan birincisi, günümüzde estetiğin yalnızca sanatla bağımlı olmaması, sanat dışı estetiksel olgu ve etkinlikleri de içermesi dolayısıyla, kendi özgünlüğünü ve bütünlüğü koruyabilmesi açısından, estetiğin ancak sanattan çıkarsayacak estetiksel olgu ve genellendirmeleri kendi alanına katabileceğidir.

 

Dolayısıyla, bu bilgi alanları ile bilim dallarının sanata ilişkin araştırmalardan yapılacak genellendirmelerin sanat dışı alanlara da uygulanabilmesi sorunu ortaya çıkar. Buysa, estetiğin bu bilim dallarına indirgenmesinden, estetiğin bu bilimlerin içinde eritilmesinden başka bir sonuç getirmez.

 

Nitekim günümüz burjuva estetiğinde bu tür girişimlere çokça rastlanılmakta, söz gelişi, sibernetik ve bildirişim kuramı yöntemlerinin estetiğe uygulanabilmesinin yolları araştırılmaktadır.

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Üniversitesi Sanat Günleri

Thumbnail image

Nitekim Ortaçağ Batı sanatı da, tıpkı Osmanlı minyatüründe görüldüğü gibi, bireysel olanın canlandırmışını minimumda tutmak zorunda kalmış; kutsal yazıların metinlerinin resimlenmesi, tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi, süslemecilik ile hikâye-edicilik arasındaki çelişkiyi yaşamıştır; bir yanda dinsellik doğrultusunda ideal-manevi olana erişme çabası içinde simgesel bir «süslemecilik», öte yanda, dünyevilik doğrultusunda somut-maddi nesnel olanı verme çabası içinde «gerçekçi» bir «hikâye-edicilik»; budur bizdeki geleneksel sanatı ortak kılan temel estetiksel olgu.

 

Nitekim yukarda da değindiğimiz gibi, hat. ya da nakış (süsleme) olma yönü ağır bastıkça sanat dinsel simgeselliğe yönelmiş (yani, dinsel mimari içinde, «şematik yapı karakterinde dinsel nesneleşme haline dönüşmüş); ama öte yandan, dinsellik gereği süslemeden, oyundan kurtuldukça, yani, nesnel öğe olarak hikâye-edicilik ortaya çıktıkça İslâm ilkelerinden uzaklaşan, dünyevi bir sanata yönelmiştir.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Eğitim Şenlikleri

Thumbnail image

Demek, sanatın ve sanatın gelişmesinin sorunlarını ancak toplumsal yapıyla ve tarihsel olarak açıklayabiliriz; sanatta gelenekselliğin sürekliliği ya da kesikliliği, bu arada geleneksel sanatların iç çelişkisi, ideolojik yönü ile yöntemsel yönünün değerlendirilmesi ancak bu yolla olanaklıdır.

 

Daha önce de vurguladığımız gibi, salt üst yapısal, ya da salt biricik bilinç biçimi olarak din'den, üstelik din ile toplumsal yapı ve gelişme arasındaki karşılıklı ilişki anlaşılmadan ne geleneksel sanat, ne de onun karşısına konan «Batılılaşma» sanatı doğru olarak anlaşılabilir.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Güzel Eğlenceli Dershaneler

Thumbnail image

Dolayısıyla burada Batı'nın da kendi sanatsal kültürü içinde bağdaşık bir estetiksel bütünlük oluşturmadığı; bu yüzden, sanatta Batılılaşma dendiğinde, bundan ne anlaşıldığının tam olarak açık seçik belirlenmesi gerekmektedir. Geleneksel sanatsal yöntemlerden uzaklaşma deniyorsa, bunun böyle olmadığına, daha doğrusu, bu tür bir sanatsal yönteme Batı'da da rastlandığına yukarda değinmiştik.

 

Yok, eğer bundan İslâm, yani, dinsel sanat görüşünden kopmak anlaşılıyorsa, Batı'da dinsel dünya görüşünün her zaman sanat üstünde büyük etkiler yapmış olduğuna yine yukarda değinmiş bulunuyoruz.

 

Eğer Batılılaşma denince karşı çıkılan, Batı'nın çöküşme (dekadana) sanatı, ya da «modernizem» ise, modernizemin günümüzde tam bir «soyut sanat», «tasarımsal sanat», «kavramsal sanat» olduğunu, yani, İslamcı sanatın kavramsallık, tasarımsallık ve soyutçuluk gibi biçimsel estetiksel ilkeleriyle uygunluk içinde olduğunu görürüz.

 

Amaç, salt biçimsel benzerliklerin tarihsel olarak sürdürülmesi ise, yine yukarda da değindiğimiz gibi, tarihsel-teknik gelişmeler en azından buna izin vermemektedir, yani, işlevselliğin yitmesiyle estetiksel ilkelerin yitmesi sorunuyla karşı karşıyayızdır. Sanatın gerek içerik, gerek biçim açısından değişmeden kalabileceğini sanmanın tam bir ideoloji olacağını, tarihsel gelişmeyle kesinlikle bağdaşmadığını söylemiştik.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Sanat Eğitim Şenlikleri

Thumbnail image

«Arı sanata» ulaşabilmek için her türlü «izm»in yasaklandığı resim sanatında ise başlıca özellik, sınaî-öncesi teknik anlatımla verilen, başlıcalıkla da «savaş»ı kendine ana tema edinen Nazi anti-realizmi idi. Düşünsel «feodal» bir üslup yanısıra, pedantik bir natüralizm; akıldışıcı, tarih-üstü ve tarih-dışı temalar içine konmuş, Nazi sisteminin «maskeleri» olarak insan çizimleri, Nazi resminin temel özelliklerindendi.

 

Tartışılmaz bir yaşam ilkesi olarak savaş, Nazi resminin özünü oluşturmaktaydı; savaşçılar, gerçek kahramanlar olarak çizilirken, köylü ve İşçiler onun buyruğunda, alt sıradan insanlar olarak veriliyor; köylü, tanrısal bir görevi yerine getirmekle, yani, «ekmek üretmekle doğuştan yükümlü biri olarak, değişmez varoluşsal konumu içinde verilirken, işçi de kendi gerçek konumunun tümüyle çelişme içinde, yani, uyumlu ve huzurlu bir biçimde çalışırken veriliyordu.

 

Kendi maddi gerçekliğini hiçbir anıyla anımsatmaması için tam anlamıyla yüceltiyor, estetik eştiriliyordu; tümüyle töresel, şeyleştirilmiş ilişkiler içinde, «çelişkisizliğin estetiğini oluşturuyordu Nazi resmi.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Lisi Öğrencileri

Thumbnail image

O halde, şu soruları soralım: Türkiye'de edebiyat tarihi'nin durumu, düzeyi ve niteliği nedir? Türkiye'de edebiyat sosyolojisi var mıdır? Türkiye’de edebiyat kuramı oluşmuş mudur?

 

Aynı soruları roman bağlamı içinde de ele alabiliriz: Türkiye'de roman tarihi yazılmış mıdır? Roman sosyolojisi var mıdır? Roman kuramı oluşmuş mudur? Hiç kuşkusuz, bu konuda bir takım denemeler ve kitap derlemeleri akla gelse de, bunların sis-tematik-kuramsal karakterde değil parça ter karakterde kaldığını görebileceğimiz gibi; tümünde genel bir kuramsal ortak düzeyi, zemini oluşturduklarını da göremeyiz.

 

Hepsi bir yana, gerek genelinde edebiyat literatürümüzde, gerekse yukarda sözü edilen tartışmalar içinde, belli bir bilimsel terminolojinin de yer etmemiş olduğunu, daha doğrusu, edebiyat bilimi ve kuramının gerektirdiği terimler, kavramlar ve kategorilerle konuşulmadığını, belli bir bilim 'dili'nin uzağında kalındığını da görebiliyoruz. Bunu bir takım örneklerden yola çıkarak açmaya ve sanat bilimindeki karşılıkları bulmaya çalışarak gösterelim.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden

Lise Gençliği

Thumbnail image

Örneğin, bizde çokça tartışılmış olan «köy romanı» — «kent romanı» terimleri. Acaba bu terimler bize gerçekten bir roman türünü anlatıyor mu? Bizce, hayır. Hele, genelde önerildiği üzere, romanla kentlilik, sanayileşme, vb. birlikte düşünüldüğünde «köy romanı» neyi ifade etmektedir? «Geri kalmış romanı» mı? «Kapitalizm-öncesi romanı» mı? Ki o dönemlerin benzer yapıtları «roman» adını almamıştır henüz.

 

O halde bir başka oluşumsal tanımlamaya mı gitmeli? Söz gelişi, Yaşar Kemal'in «epope» ya da «destan» terimlerini kullanışını ya da Kemal Tahir'in tam olarak ter imlendirememekle birlikte batı romanı yapısından farklı bir yaratım olarak anlatmaya çalıştığı nitelendirmelerini anımsayalım. Öte yandan, «Üçüncü Yeni romanı» ne demektir? «Modernizm'in 3. aşaması» mı?

 

O zaman, söz gelişi, Batı'dan etkilenme seyrine bakarak, «birinci yeni romanısna «gerçek-üstücü roman», «ikinci yeni romanı»na «anlamsız roman» ya da «varoluşçu roman», «üçüncü yeni romanı»na da «yapısalcı roman» ya da «metinsel roman» mı diyelim? Tabii varsa böyle bir şey! Kısacası, edebiyat ve sanat bilimi'nin aslında önünde duran sorunlar böylesine terim yanlışlıklarına yol açılmamasını sağlamaktır.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Heykel Sergilerden
Sayfa 1 / 8